Şimdi bu yazıya başlamadan önce bi uyarım var. Eğer bir öğrenciysen bu yazı aileni ilgilendiriyor. O yüzden hemen bu yazıyı wp’dan ailene gönderebilirsin. Ya da bir anne veya baba iseniz, bu yazıyı yine çocuğu olan bir arkadaşınıza gönderirseniz çok sevinirim. Çünkü bu yazı, hepimizi ilgilendiriyor.
Canınız ders çalışmak istemiyorsa size bir tavsiyem var. Çalışmayın.. Tabii ki amacım bu mesajı vermek değil ve söyleyeceklerim hayatınızı değiştirebilir. Bu sebeple böylesine keskin bir giriş yapmak istedim videoya. Şimdi çayını kahveni al, şöyle güzelce bir sohbet edelim derim.
Yaşınız her kaç olursa olsun kendimize ve çevremize bir takım sorumluluklarımız var.
Bir çocuğun önce aile içinde, sonra büyüdükçe topluma entegre olmasını isteriz ve ona dünyanın nasıl bir yer olduğunu ve neler yapması gerektiğini anlatırız ve bazı sorumluluklar veririz.. Bir annenin veya babanın ailesine desteği, hatta kendi kariyerleri için mücadele etmeleri bile aslında küçükten büyüğe herkesin sorumlulukları olduğunu bizlere hatırlatıyor.
O halde bazı örneklerle bu süreci pekiştirelim. Bir babanın çalışmak durumunda olması, bir annenin çalışmak veya ev işleriyle ilgilenmesi, bir çocuğun odasını temiz tutması veya derslerine çalışmak durumunda olması bir sorumluluk olabilir.
Demek ki sorumluluk dediğimiz şey, sadece ders çalışmakla bağdaşmıyor ve özellikle siz gençlere sorumluluk dediğimizde bunu direkt olarak derslerle bağdaştırmamaya dikkat edelim..
Şimdi size bir şey söyleyeceğim. Siz hiç bi babanın ben bugün işe gitmeyeceğim diye ağlayıp sızladığını gördünüz mü? Ya da bir annenin artık çamaşır bulaşık işinden istifa ediyorum ne haliniz varsa görün dediğini? Muhtemelen annelerimiz bazen sadece söylüyor ama uygulamıyor olabilir 🙂 Şimdi sevgili arkadaşlar bizler bu sorumluluklarımızı birinden almadık. Hayat, akışı içerisinde bize bazı sorumluluk alanları sundu ve bizler anne baba olarak bu alanlardan bazılarını seçtik ve yaşamımızın huzurlu bir şekilde devamı için aksatmadan bu sorumluluklarımızı yerine getiriyoruz.
Bu yüzden sizler de bulunduğunuz yaş itibari ile sorumluluk alanlarınızı belirlemeli ve bunların içinden devam ettirmeniz gereken sorumlulukları yaşamınızın bir parçası haline getirmelisiniz. Bunu yaptığınızda kariyeriniz başarılarla dolu olabilir, maddi ve manevi tatmini yakalayabilirsiniz.
Bugüne dek canı ders çalışmak istemeyen hatta ders çalışmaktan nefret eden bazı öğrencilerle çalıştım. Gerçekten öyle güzel sebeplerle niçin ders çalışmak istemediklerini anlattılar ki çoğu zaman haklısın demekten başka yapacak bir şeyim olmadığını da aklımdan geçirdim.
Özellikle ders çalışmak istemeyen gençlerin böyle hissetmelerini sağlayan birçok sebep olduğunu belirtmeliyim.
Bu sebepler daha çok sorumluluk duygusunu tattıramadığımız için öne çıkıyor. Aslına bakarsanız bunun böyle olmasına neden olan da çoğu zaman biz anne veya babalar olabiliyoruz.
Çocuğumuzun yerine düşünmemiz, onun yerine atacağı adıma kadar her şeyi düşünmemiz, bir başkasından daha önde olmasını istememiz, geçmişte yapamadıklarımızı onun yapmasını arzuladığımızdan olabildiğince her imkanı sonuna dek sunmamız birçok problemi ortaya çıkardı.
Özel bir okula, tenis’e, piyanoya, dil kursuna, basketbola aynı anda giden ve bunların hiçbirini yapmak istemeyen öğrencilerle çalıştım.
O halde ortada ciddi bir problem vardı ve birileri buna müdahil olmalıydı. Şimdi sizler bu tablodan yola çıkarak her kimseniz (anne, baba, öğrenci.. eteğimizdeki taşları şöyle bir dökelim ve birbirimizde nasıl paylaşımlar yapmamız gerektiğini bir kez daha düşünelim. Ve sonrasında hayat bu güzel akışı içerisinde bizi yeniden şekillendirecektir.
Hepimizin hayatında böyle zamanlar olmuştur. Ancak bu durumların devam ediyor olması elbette tehlike çanlarının artık ciddi şekilde çalıyor olduğunu gösterir. O zaman bir takım durumların üstesinden gelmemiz gerekiyor ki içinde bulunduğumuz bu durum bizi çoook daha kötüye sürüklemesin.
İnsan; beklentileri, arzuları, istekleri olan bir canlı. Bu yüzden bizler yaşamsal faaliyetlerimizi devam ettirirken sürekli bir beklenti içerisindeyiz.
Bu kimi zaman hoşlandığımız birinden aynı karşılığı beklemek, kimi zaman bir sınav yılındaysak yapmak zorunda olduklarımızı veya stresimizi, zamanımızı yönetmek zorunda oluyor olmak, eğer bir işte çalışıyorsak maddi ve manevi tatmini yakalamak, eğer bir arkadaş ortamındaysak istediğimiz karşılığı, popülariteyi almak olabilir. Ve bazen hiç sebepsiz bi şekilde mutsuz, depresif hissediyor olabiliriz.
Bu konuyu araştırırken ülkemizde de bazı değerli isimler olan; Sinan Canan, Beyhan Budak, Barış Özcan gibi isimlerin bu konuyu çoktan ele aldıklarını gördüm. Ve tabii ki bu videoları sizlerin yerine izleyip birbirinden güzel tavsiyelerin bi kısmını sizlerle buluşturmaya karar verdim.
Bu tavsiyelerden ilki Sinan Canan’a ait. Eğer bu ismi ilk defa duyduysanız onu tanımak için özellikle çaba göstermenizi tavsiye ederim.
Sinan Canan, mutluluğun elde edilen bir şey değil, fark edilen bir şey olduğunu söyler.
Mutlu olmak için şu olsa da mutlu olmaya başlasak dediğimizde, o olup bittiğinde mutsuzluk tekrar başlayacak. Ve sonra yine mutlu olmak için başka şeylerin gerçekleşmesine ihtiyacımız olacak. İşte bu durumdan hareketle asıl ihtiyacımız olan içinde bulunduğumuz anı, artısıyla eksisiyle her şeyi kabullenip ana odaklanıp, huzuru hissettiğimizde güzellikler de kendiliğinden gelmeye başlıyor.
Diğer yandan içinde bulunduğumuz durumlara olumlu bakmak ve olumlu düşünmek yaşamımız için oldukça önemli.
Çevrenizde sürekli her şeyden şikâyet eden o kişiyi bi gözünüzün önüne getirin. Sanki biraz abartıyor gibi değil mi? Hatta bazen keşke onların sahip olduklarına sahip olsaydık bu kadar karamsar olmazdık diye de düşünmüşüzdür. İşte bu kişiler çoğunlukla içinde bulundukları durumu artısıyla eksisiyle kabullenemediklerinden bu ruh hali içerisindeler. Halbuki ister fakir, ister zengin ister küçük ister bir yetişkin olalım. Sahip olduklarımızın güzelliğini kavrarsak mutluluğu elde ettiğimizi değil, zaten mutlu olduğumuzu fark etmiş oluruz.
Bu konuyla alakalı bir başka isim Barış Özcan, mutluluğun genellikle dış nedenler ile edinilmeye çalışıldığını ve bunun kısa sürdüğünü ifade etmektedir. Bunun yerine olması gereken mutluluğun içten geldiğini bilmeli ve bunu sağlamalıyız. Bunu yapabilirsek iyi hissettiğimiz anlar sayısı çok daha uzun sürecektir.
Özcan; mutlu beyin isimli bir kitaptan hareketle mutluluğu elde etmede ‘DOSE’ adını verdiği 4 hormona dikkat çekiyor.
Dopamin, Oksitosin, Serotonin Endorfin.
Dopamin; haz ile ilgili bir hormon. Eksikliği ya da fazlalığının haricinde olması gerektiği kadar dopamine sahip olursak işlerin yolunda gideceğini söylüyor.
Anlık haz aldığınız ve mutlu olduğunuz birçok eylem dopaminle gerçekleşir. Bir müziği ilk duyduğunuzda onu pek de sevmezsiniz. Ama zamanla o şarkıyı bilir, ezberlersiniz ve zihniniz bir sonraki notayı yani kısa süre sonra olacakları kestirebildiğinden dopamin seviyeniz yükselmiş olur. Bunu bir çeşit ödüllendirme olarak düşünebilirsiniz.
O halde şu çıkarımı yapmakta da fayda var. Sevdiğimiz yiyeceği, dinlediğimiz bir müziği sürekli hale getirirsek zihnimiz onu sıradan olarak algılar ve ödül artık sıradanlaşır. Yani hayatımızda da yeni öğrenmeler, yeni tecrübeler gerçekleştirebileceğimiz adımları atmaktan korkmamamız lazım.
Bunun yanında sosyal ilişkileri inşa eden hormonun oksitosin, saygı görme isteğimizle birlikte ortaya çıkan serotonin, fiziksel acıyı görmezden gelen endorfin hormonu da mutluluğu getiren anahtarların diğerleri. Daha fazlası için açıklama kısmına da bıraktığım videoyu izlemenizi tavsiye ederim.
Psikolog Beyhan Budak’a göre sürekli olarak mutsuz ve depresif ruh halindeki kişilerin mutsuz olmayı genellikle kendinden başka sebeplere dayandırdıklarını ifade eder. Yani o çevrenizde adeta mutsuzluğu arayan kimseler mutsuz olma sebeplerini kendilerinde aramaya başladıklarında mutluluğun adımını atmış olacaklar.
O halde gelin şu andan itibaren şikayet ettiğimiz, bizi mutsuz eden durumları bi düşünelim. Acaba bunlar bizden mi yoksa dışarıdan mı kaynaklı. Eğer dışarıdan kaynaklı ise şimdi kendimize bakma ve o güzel adımları atma vakti. O zaman sizlere Beyhan Budak’ın mutluluğu sürdürebilmek için bizlere tavsiyesi olan 7 maddeyi bırakıyorum.
Mutluluğu Sürdürebilmek için 7 Tavsiye
1- Sürekli şikayet etme
2- Sürekli ama sürekli düşünme
3- Kontrolün dışındaki olayları yönetmeye çalışma
4- İnsanlardan uzak durmaktan vazgeç
5- Kendini ifade et
6- Bedene ve ruhuna kulak ver
7- İnsanlardan Karşılık bekleme
Aslına bakarsanız depresif bir ruh halinden kurtulup kesintisiz mutlu olmak pek de mümkün değil. Yani yaradılışımızda bu yok. Ancak kendimizi tanıma yolculuğunda ne kadar gayretli olur, anın tadını çıkarmaya çalışırsak sadece nefes alıyor oluşumuzun bile bizi mutlu ettiğini görebiliriz. Sahip olduğumuz her şeyin bizim için var olduğunu, iyisiyle kötüsüyle bu hayat filmimizin yönetmeninin biz olduğunu unutmazsak, mutlu olma süremiz de eskisine göre daha iyi olacaktır.
Online Randevu Formu
En Yeni Yazılar
İçeriği Paylaş